|
Hazır Mesajlar a Bağlanın |
|
| |
| Aşk -
Sevgi |
 |
|
Hikaye - Aşkın Gücü |
Zamanın birinde bir padişah vardı. Padişah
bir gün adamlarıyla ava giderken yolda güzel
bir cariye görüp ona aşık oldu.
Onu alıp sarayına getirdi. Fakat bir müddet
sonra o güzel cariye hastalandı. Günden güne
eriyip tükenmeye başladı. Memleketin en iyi
hekimleri cariyenin hastalığına bir çare
bulamadılar. Padişah bunu görünce çok
üzüldü, günlerce çareler aradı, sağa koştu,
sola gitti olmadı. Sonunda bir mescide gidip
el açarak dua etti, secdeye kapanarak
ağladı. Cariyenin iyileşmesi için yalvardı.
Bu sırada uykuya daldı. Rüyasında bir pir
gördü; pir ona :
- “Artık üzülme duan kabul oldu. Yarın
şehrinize bir yabancı gelecek o bizdendir.
Onun yapacağı tedaviyle cariyen iyileşecek.”
dedi.
Sabah olup güneş doğunca padişah pencereye
koşup rüyasında gördüğü piri beklemeye
başladı. Uzaktan onun geldiğini görünce
kendisi sarayın kapısına koşarak kapıyı açıp
piri içeriye aldı. Konuşup görüştükten
sonra, padişah pire hastanın hastalığını
anlattı. Daha sonra onu hastanın yanına
götürdüler…
Hekim önce hastanın yüzüne baktı sonra
nabzını saydı. Hastalığın belirtilerini
sorup sebeplerini dinledi…
- “Diğer hekimlerin tedavileri iyileştirmek
yerine büsbütün harap etmiş hastayı.” dedi.
Sonra şöyle devam etti.
- “Onların içerden haberleri yok, onun için
de hepsinin aklı fikri işin dış yüzünde.”
dedi.
Hekim hastalığın ne olduğunu anlamıştı,
fakat bunu padişaha söylemedi.
Hastanın halinden inlemesinden onun gönül
hastası olduğunu hemencecik anlayıverdi.
Çünkü hiçbir hastalık gönül derdi gibi
değildir.
Hekim durumu anlayınca : “Padişahım, dedi.
Herkesi uzaklaştır köşede bucakta kimseler
kalmasın ki ben hastayla baş başa kalıp
rahat rahat çalışayım, hastanın hastalığını
anlayıp ona göre bir tedbir düşüneyim.”
Padişah emretti oda boşaltıldı, hastayla
hekimden başka kimse kalmadı.
Hekim yaklaşıp hastanın başucuna geldi
yumuşak ve tatlı bir sesle :
- “Memleketin neresi, nerelisin? Bana söyle
, çünkü her memleketin halkının ilacı başka
başkadır. Memleketinde yakın akrabandan
kimler var, kime yakınsın? diye sordu.
Hekim elini kızın nabzına koymuştu. Hem
soruyor hem de nabzını kontrol ediyordu. Kız
yavaş yavaş hekime bütün olanları anlatıyor,
başından ne geçtiyse söylüyordu.
Hekim kızın nabzını tutmuştu ve :
- “Bu kız kimin adını söylediğinde eğer
heyecanlanır, nabzı hızlanırsa demekki
sevdiği, uğruna hasta olup yataklara düşerek
mum gibi eridiği odur.” diye düşünüyordu.
Kız önce doğup büyüdüğü memleketi ve oradaki
dostlarını sayıp döktü. Fakat nabzında bir
değişiklik olmadı.
Hekim : “Doğduğun yerlerden ayrılınca hangi
memlekete gittin?” diye sordu.
Bunun üzerine kız bir şehir ismi söyleyip
geçti ama ne yüzünün rengi ne de nabzının
atışı değişti. Daha sonra sırasıyla
götürüldüğü yerleri, şehirleri , görüşüp
tanıştığı insanları birer birer sayıp döktü.
Lakin halinde bir değişiklik olmadı. Ta ki
hekim Semerkant şehrini soruncaya kadar…
Semerkant’ın adı geçince kızın nabzı
hızlandı, yüzü ve yanakları kızardı. Çünkü o
Semerkant’ta bir kuyuncuya aşıktı ve ondan
ayrılmış olmanın ızdırabıyla yanıp
tutuşuyordu.
Bunu öğrenen hekim kuyumcunun Semerkant’ın
hangi semtinde ve hangi mahallesinde
olduğunu sorup öğrendi. Sonra kıza :
- “Ben senin hastalığını ve bu derdin
çaresinin ne olduğunu çok iyi anladım. Fakat
sen bu bana anlattıklarını sakin başkasına
söyleme, hele hele padişaha hiç anlatma…”
diyerek tembih etti.
Hastanın yanından ayrılan hekim doğruca
padişaha gelip durumu anlattı : “Bu
kızcağızın iyileşmesi için o kuyumcuyu
getirmekten başka çare yok.” dedi.
Bunu duyan padişah hekimin nasihatini canu
gönülden kabul etti. Hiç zaman geçirmeden
kuyumcuyu davet etmek üzere bir elçi
gönderdi… Elçi Semerkand’a varınca doğruca
gidip kuyumcuyu buldu. Padişahın gönderdiği
hediyeleri takdim eti ve padişahın onu davet
ettiğini, eğer gelirse padişahın en yakın
adamlarından olacağını çok büyük ihsanlara
ve iltifatlara mazhar olacağını söyleyince,
kuyumcu zaman kaybetmeden yola koyulup
padişahın sarayına en kısa zamanda ulaştı.
Saraya gelen kuyumcuyu hekim alıp padişahın
huzuruna götürdü. Padişah kuyumcuya
iltifatlar yağdırıp ihsanlarda bulundu.
Hazinesini ona teslim etti :
Hekim bunun üzerine : “Ey padişah o cariyeyi
bu kuyumcuya ver ki hastalıktan tamamen
kurtulup iyileşsin.” dedi…
Padişah o ay yüzlü güzeli kendi eliyle
kuyumcuya verdi, altı ay murat alıp murat
verdiler. Böylece kız tamamen iyileşmiş
oldu.
Ondan sonra hekim kuyumcuya bir ilaç
hazırladı. İlacı içen kuyumcu hastalanarak
günden güne çirkinleşip erimeye başladı.
Eski güzelliğinden eser kalmadı.
Kuyumcu böyle günden güne eriyip
çirkinleşince kızın gönlü de ondan soğudu,
aşkı günden güne azaldı. Bir müddet sonra
kuyumcu öldü. Ölünce de kızın aşkı tamamen
sona erdi. Böylece o güzeller güzeli o
aşktan ve hastalıktan arınıp tertemiz oldu… |
|
|
|
www.kartanem.org | | | |